İçeriğe Atla

Velayet Davası Rehberi: Velayet Kime Verilir? (2026 Güncel)

Av. Kazım İsmail Kazdal 17 Nisan 2026 26 dk okuma Aile

Boşanma sürecinde en hassas ve en çok tartışılan konuların başında velayet meselesi gelmektedir. Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte, ortak çocukların hangi ebeveynle yaşayacağı, diğer ebeveynle nasıl bir ilişki kurulacağı ve çocuğun geleceğine dair kararların kim tarafından alınacağı gibi sorular taraflar arasında derin kaygılara yol açmaktadır. Aile Hukuku kapsamında düzenlenen velayet hükümleri, bu soruların yanıtını “çocuğun üstün yararı” ilkesi temelinde vermektedir.

Velayet kararları yalnızca boşanma aşamasında değil, boşanma sonrasında da koşulların değişmesine bağlı olarak yeniden düzenlenebilir niteliktedir. Türk Medeni Kanunu, Yargıtay içtihatları ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (BM CHS) birlikte değerlendirildiğinde, velayet hukukunun temel amacının çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimini en iyi şekilde güvence altına almak olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu rehberde velayetin ne olduğunu, boşanma davasında velayetin kime ve hangi kriterlere göre verildiğini, aldatma durumunda velayetin nasıl değerlendirildiğini, anneye ve babaya velayetin verilmediği halleri, ortak velayet kavramını ve kişisel ilişki kurma hakkını 2026 yılı güncel mevzuatı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda kapsamlı biçimde ele alacağız.

Velayet Nedir?

Velayet, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında düzenlenen, ana ve babanın ergin olmayan çocukları üzerindeki hak ve yükümlülüklerinin tamamını ifade eden hukuki kurumdur. Velayet yalnızca bir hak değil, aynı zamanda çocuğa karşı yerine getirilmesi gereken kapsamlı bir sorumluluklar bütünüdür.

TMK m.339 uyarınca velayetin kapsamı şu unsurları içermektedir:

  • Bakım ve koruma yükümlülüğü: Çocuğun beslenme, barınma, giyim ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması.
  • Eğitim hakkı ve yükümlülüğü: Çocuğun genel ve mesleki eğitiminin sağlanması, yeteneklerine uygun eğitim imkanlarının sunulması.
  • Temsil yetkisi: Çocuğun üçüncü kişilerle olan hukuki ilişkilerinde yasal temsilci sıfatıyla hareket edilmesi.
  • Malvarlığının yönetimi: Çocuğun malvarlığının onun yararına özenle yönetilmesi ve korunması.
  • Çocuğun yerleşim yerinin belirlenmesi: Çocuğun nerede yaşayacağına karar verilmesi.

Evlilik birliği devam ettiği süre boyunca velayet ana ve baba tarafından birlikte kullanılır (TMK m.336). Boşanma halinde ise hakim, velayeti eşlerden birine bırakır (TMK m.182). Velayetin bırakıldığı ebeveyn çocuğun yasal temsilcisi sıfatını taşır ve yukarıda sayılan hak ve yükümlülüklerin tamamını üstlenir.

Velayet hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olup devredilemez ve bu haktan feragat edilemez. Ancak velayet kararları kesin hüküm niteliği taşımaz; bu nedenle koşulların değişmesi halinde velayet yeniden düzenlenebilir.

Velayetin sona ermesi iki farklı şekilde gerçekleşebilir. Birincisi, çocuğun ergin olmasıdır (TMK m.11 uyarınca 18 yaşın doldurulması veya evlenme ya da mahkeme kararıyla erginlik). İkincisi ise TMK m.348 kapsamında mahkeme kararıyla velayetin kaldırılmasıdır. Velayetin kaldırılması, koruma önlemlerinin yetersiz kaldığı ve çocuğun ağır tehlike altında bulunduğu hallerde başvurulan son çare niteliğinde bir tedbirdir.

Boşanmada Velayet Kime Verilir?

Boşanma davasında velayetin kime verileceği sorusu, TMK m.182 ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.3 çerçevesinde tek bir ilkeye dayandırılmaktadır: çocuğun üstün yararı.

TMK m.182/1 hükmü bu konuda açık bir düzenleme getirmektedir:

“Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.”

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi ise çocuğun üstün yararı ilkesini uluslararası hukuk düzeyinde güvence altına almaktadır. Bu maddeye göre çocukları ilgilendiren tüm kararların alınmasında çocuğun yararı birincil olarak gözetilmelidir. Türkiye bu sözleşmeye taraf olduğundan, velayet kararlarında bu ilke bağlayıcı nitelik taşımaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerleşik içtihadına göre, velayet düzenlemesinde ana ya da babanın boşanmadaki kusur durumu değil, münhasıran çocuğun üstün yararı belirleyici ölçüttür. Bu ilke, velayetin bir ödül ya da ceza aracı olarak kullanılamayacağını, her kararın çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimine en uygun ortamı sağlamayı hedeflemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Hakim, velayet kararını verirken tarafların mali durumunu, yaşam koşullarını, çocukla olan ilişkilerini ve uzman raporlarını birlikte değerlendirir. Velayetin anneye ya da babaya verilmesi konusunda kanunda bir öncelik sıralaması bulunmamaktadır; karar tamamen somut olayın koşullarına göre şekillenmektedir.

Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir husus, velayetin belirlenmesinin boşanma davasının fer’i (yan) sonuçlarından biri olduğudur. Hakim, boşanmaya karar verirken re’sen (kendiliğinden) velayet düzenlemesini de yapmak zorundadır; tarafların bu konuda talepte bulunması gerekmez. Anlaşmalı boşanma davalarında ise tarafların velayet konusundaki mutabakatları mahkeme tarafından çocuğun üstün yararı açısından değerlendirilir ve uygun bulunması halinde onaylanır.

Velayetin Belirlenmesinde Dikkate Alınan Faktörler

Mahkeme velayet kararını verirken birden fazla faktörü bir arada değerlendirmektedir. Bu faktörlerin her biri çocuğun üstün yararı ilkesinin somutlaştırılmasına hizmet etmektedir:

FaktörAçıklama
Çocuğun yaşı ve gelişim durumuÖzellikle 0-3 yaş arasındaki süt çocuklarında anne bakımına duyulan biyolojik ve psikolojik ihtiyaç dikkate alınır. Ancak bu durum kesin bir kural değil, somut olaya göre değerlendirilen bir kriterdir.
Ebeveynlerle duygusal bağÇocuğun hangi ebeveynle daha güçlü bir duygusal bağ kurduğu, günlük bakımı kimin üstlendiği ve çocuğun ruhsal gelişimini hangi ebeveynin daha iyi desteklediği incelenir.
Ebeveynlerin yaşam koşullarıBarınma imkanları, gelir durumu, sosyal çevre, çocuğun eğitimine erişim kolaylığı ve çocuk için güvenli bir yaşam ortamının sağlanıp sağlanamayacağı değerlendirilir.
Çocuğun görüşüBM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12 uyarınca, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) kendi görüşünü ifade etme hakkı vardır. Hakim, idrak çağındaki çocuğun tercihini dikkate alır; ancak bu tercih tek başına belirleyici değildir.
Ebeveynlerin sağlık durumuEbeveynlerin fiziksel ve ruhsal sağlık durumları, çocuğun bakımını sürdürebilme kapasiteleri açısından değerlendirilir. Ciddi sağlık sorunları velayet kararını doğrudan etkileyebilir.
Kardeşlerin birlikte kalması ilkesiYargıtay yerleşik içtihadına göre kardeşlerin mümkün olduğunca birbirinden ayrılmaması esastır. Bu ilke, kardeş ayrılığının çocuklar üzerindeki olumsuz psikolojik etkilerini önlemeyi amaçlamaktadır.
Sosyal inceleme raporu (SIR)Aile mahkemesi uzmanları (pedagog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı) tarafından hazırlanan rapor, ebeveynlerin yaşam koşullarını, çocukla ilişkilerini ve çocuğun mevcut durumunu ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Hakim bu raporu velayet kararında önemli bir veri olarak kullanır.

Bu faktörlerin hiçbiri tek başına belirleyici değildir. Hakim, tüm faktörleri bir bütün olarak değerlendirerek çocuğun gelişimini en iyi destekleyecek kararı vermektedir.

Aldatma (Zina) Durumunda Velayet

Boşanma davalarında en sık sorulan sorulardan biri, aldatma (zina) nedeniyle boşanmada velayetin kusurlu eşe verilip verilmeyeceğidir. Bu konuda yaygın bir yanlış kanı bulunmaktadır: aldatan eşin otomatik olarak velayet hakkını kaybedeceği düşünülmektedir. Ancak hukuki gerçek bundan farklıdır.

Aldatma Velayeti Doğrudan Etkiler mi?

TMK m.161 kapsamında zina, boşanmanın özel sebeplerinden biridir ve kusurlu eşin boşanmadaki sorumluluğunu belirler. Ancak velayetin düzenlenmesinde esas alınan kriter çocuğun üstün yararıdır, eşlerin birbirlerine karşı kusur durumu değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu konudaki yaklaşımını istikrarlı biçimde sürdürmektedir: Zina sebebiyle boşanmada kusurlu eşe velayet verilmemesi otomatik bir sonuç değildir. Mahkeme, aldatmanın çocuk üzerindeki somut etkisini ayrıca değerlendirir. Aldatan ebeveynin çocuğuyla ilişkisinin sağlıklı olması, çocuğun bakım ve eğitim ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılaması ve çocuğun bu ebeveynle yaşamasının gelişimine daha uygun olması halinde, kusurlu eşe velayet verilebilmektedir.

Aldatmanın Velayet Kararını Etkilediği Durumlar

Bununla birlikte aldatma, belirli koşullarda velayet kararını dolaylı olarak etkileyebilir:

  • Çocuğun aldatmadan psikolojik olarak etkilenmesi: Aldatma sürecine tanıklık eden, bu durumdan duygusal zarar gören çocuğun üstün yararı olumsuz etkilenmiş olabilir.
  • Aldatan ebeveynin yaşam düzeninin çocuğa uygun olmaması: Aldatma sonrası oluşan yeni yaşam koşullarının çocuğun gelişimine zarar verdiğinin tespiti halinde bu durum dikkate alınır.
  • Aldatan ebeveynin çocuğu ihmal etmesi: Aldatma sürecinde çocuğun bakımının aksatılması, çocukla ilgilenilmemesi velayet değerlendirmesinde olumsuz bir faktör olarak değerlendirilir.
  • Ahlaki gelişime etkisi: Çocuğun yaşına ve idrak düzeyine göre, aldatan ebeveynin davranışlarının çocuğun ahlaki gelişimini olumsuz etkileyip etkilemediği incelenir.

Sonuç olarak aldatma tek başına velayetin kaybedilmesi sebebi değildir. Ancak aldatmanın çocuğun yaşam koşullarına, psikolojik durumuna ve gelişimine somut olarak olumsuz etki yaptığının ortaya konması halinde, mahkeme bu durumu velayet kararında dikkate almaktadır. Aldatma nedeniyle boşanma davası açmayı düşünen kişilerin, velayet talebini ayrıntılı biçimde hazırlamaları ve çocuğun üstün yararını destekleyen somut delilleri mahkemeye sunmaları büyük önem taşımaktadır.

Hangi Durumlarda Anneye Velayet Verilmez?

Uygulamada velayetin genellikle anneye verildiği bilinse de, bu durum mutlak bir kural değildir. Çocuğun üstün yararının anneyle yaşamasının aleyhine olduğu durumlarda mahkeme velayeti babaya bırakabilir veya koruyucu önlemler alabilir. Anneye velayetin verilmediği ya da mevcut velayetin kaldırıldığı başlıca durumlar şunlardır:

Çocuğun İhmal Edilmesi

Çocuğun temel bakım ihtiyaçlarının (beslenme, temizlik, sağlık kontrolleri, eğitim) sürekli olarak karşılanmaması ciddi bir ihmal göstergesidir. Sosyal inceleme raporunda bu tür bir ihmalin tespit edilmesi, velayetin anneye verilmemesi veya mevcut velayetin değiştirilmesi için yeterli gerekçe oluşturabilir.

Madde Bağımlılığı veya Alkol Sorunu

Annenin alkol, uyuşturucu veya diğer madde bağımlılığı sorunlarının bulunması, çocuğun sağlıklı ve güvenli bir ortamda yetişmesini doğrudan tehlikeye sokmaktadır. Bu durumun tıbbi raporlarla belgelenmesi halinde mahkeme, velayetin babaya verilmesine veya TMK m.346 kapsamında koruma önlemlerinin alınmasına karar verebilir.

Psikolojik veya Fiziksel Sağlık Sorunları

Annenin çocuğun bakımını sürdürmesini engelleyecek düzeyde ağır psikolojik rahatsızlıkları (tedaviye uyumsuz psikiyatrik bozukluklar gibi) veya fiziksel sağlık sorunlarının bulunması, velayet değerlendirmesinde olumsuz bir faktör olarak ele alınmaktadır. Burada önemli olan, sağlık sorununun çocuğun bakım kalitesini fiilen etkileyip etkilemediğidir.

Çocuğa Kötü Muamele veya İstismar

Çocuğa yönelik fiziksel, duygusal veya cinsel istismarın tespiti, velayetin anneye verilmemesinin en ağır gerekçesidir. Bu tür durumlarda mahkeme TMK m.348 uyarınca velayetin kaldırılmasına karar verebilir ve çocuk hakkında koruma tedbirleri uygulanmasını sağlayabilir. Uzaklaştırma kararı da bu süreçte gündeme gelebilecek hukuki araçlardan biridir.

Yaşam Koşullarının Uygunsuzluğu

Annenin barınma koşullarının çocuğun sağlıklı gelişimine uygun olmaması, sürekli bir gelir kaynağının bulunmaması veya çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir çevrede yaşaması, velayet kararını olumsuz etkileyebilmektedir. Ancak yalnızca ekonomik yetersizlik tek başına velayetin reddedilmesi için yeterli değildir; bu durumda nafaka düzenlemesi ile dengeleme yoluna gidilebilir.

Çocuğun Baba ile Yaşama Tercihi

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12 uyarınca idrak çağındaki çocuğun (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) görüşü mahkeme tarafından dikkate alınmaktadır. Çocuğun açık ve tutarlı bir biçimde babası ile yaşamak istediğini ifade etmesi, diğer koşulların da bunu desteklemesi halinde velayetin babaya verilmesine karar verilebilir.

Hangi Durumlarda Babaya Velayet Verilmez?

Velayet değerlendirmesinde uygulanan kriterler cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her iki ebeveyn için de geçerlidir. Anneye velayetin verilmediği hallerde geçerli olan sebepler, aynı koşulların baba için söz konusu olması durumunda babaya velayetin verilmemesi sonucunu doğurmaktadır:

  • Çocuğun ihmal edilmesi: Babanın çocuğun temel bakım ihtiyaçlarını karşılamaması, eğitim ve sağlık konularında ilgisiz kalması.
  • Madde bağımlılığı veya alkol sorunu: Babanın bağımlılık sorunlarının çocuğun güvenliğini ve sağlığını tehdit etmesi.
  • Ağır sağlık sorunları: Babanın çocuğun bakımını fiilen sürdürmesini engelleyecek düzeyde fiziksel veya psikolojik sağlık sorunlarının bulunması.
  • Çocuğa kötü muamele veya istismar: Fiziksel, duygusal veya cinsel istismarın tespiti halinde TMK m.348 uyarınca velayetin kaldırılması gündeme gelir.
  • Yaşam koşullarının uygunsuzluğu: Barınma, çevre ve sosyal koşulların çocuğun gelişimine uygun olmaması.
  • Çocuğun anne ile yaşama tercihi: İdrak çağındaki çocuğun annesiyle yaşamak istediğini tutarlı biçimde ifade etmesi.
  • Diğer ebeveynle kişisel ilişkiyi engelleme: Babanın, çocuğun annesiyle kişisel ilişki kurmasını sistematik olarak engellemesi, velayet değerlendirmesinde olumsuz bir faktördür.

Yargıtay, velayet kararlarında “anne şefkatine muhtaç yaş” kavramını özellikle küçük yaştaki çocuklar için dikkate almakla birlikte, bu kavramı mutlak bir kural olarak uygulamaz. Babanın çocuğun bakım ve gelişim ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilecek durumda olduğunun somut delillerle ortaya konması halinde, küçük yaştaki çocuğun velayeti de babaya verilebilmektedir.

Ortak Velayet

Ortak velayet, boşanma sonrasında her iki ebeveynin de çocuk üzerindeki velayet hakkını birlikte kullanmaya devam etmesini ifade eden bir düzenlemedir. Birçok Avrupa ülkesinde uygulanan bu sistem, Türk hukukunda uzun süre tartışmalı bir konu olmuştur.

Mevcut Hukuki Durum

Türk Medeni Kanunu m.336/3 hükmü, boşanma halinde velayetin eşlerden birine verilmesini öngörmektedir. Bu düzenleme, ortak velayetin boşanma sonrasında uygulanmasına olanak tanımamaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 2017 yılında verdiği bireysel başvuru kararı, bu konuda önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur.

Anayasa Mahkemesi, ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı olmadığına hükmetmiş ve yabancı mahkeme kararlarıyla tanınan ortak velayet düzenlemelerinin tenfizinin mümkün olduğunu belirtmiştir. Bu karar, iç hukukta doğrudan bir ortak velayet düzenlemesi getirmese de, konunun hukuki zeminde tartışılabilirliğini açık hale getirmiştir.

Ortak Velayetin Uygulanabilirlik Koşulları

Uygulamada ortak velayetin sağlıklı işleyebilmesi için bazı koşulların bulunması gerekmektedir:

  • Ebeveynler arasında sağlıklı iletişim ve iş birliği kapasitesi.
  • Çocuğun yararına ortak karar alma iradesinin bulunması.
  • Ebeveynlerin coğrafi yakınlığı (çocuğun eğitim ve sosyal yaşamının aksamaması).
  • Çocuğun düzenli bir yaşam sürdürmesine olanak tanıyan organize bir plan.
  • Aile içi şiddet veya istismar geçmişinin bulunmaması.

Halen Türk hukuk sisteminde boşanma sonrası ortak velayet konusunda kapsamlı bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, bu konudaki tartışmalar ve yargısal gelişmeler hız kazanmaktadır. Ebeveynlerin ortak velayete yönelik talepleri, somut olayın koşulları ve çocuğun üstün yararı çerçevesinde mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir.

Ortak velayet düzenlemesinin bulunmaması, velayetin verilmediği ebeveynin çocukla ilişkisinin tamamen kesilmesi anlamına gelmez. TMK m.182/2 kapsamında kişisel ilişki kurma hakkı güvence altındadır ve velayet sahibi olmayan ebeveyn, çocuğun eğitimi, sağlığı ve geleceğine ilişkin önemli kararlar konusunda bilgilendirilme hakkına sahiptir. Ayrıca nafaka yükümlülüğü kapsamında çocuğun bakım giderlerine iştirak etme sorumluluğu devam etmektedir.

Kişisel İlişki Kurma Hakkı

TMK m.182/2 uyarınca velayetin bırakılmadığı ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı güvence altındadır. Kişisel ilişki hakkı hem ebeveynin hem de çocuğun temel haklarından biri olarak kabul edilmektedir.

Kişisel İlişki Düzenlemesi

Mahkeme, velayet kararıyla birlikte diğer ebeveynin çocukla ne zaman ve nasıl görüşeceğini de düzenler. Bu düzenleme genellikle şu unsurları kapsamaktadır:

  • Hafta içi ve hafta sonu görüşme günleri ve saatleri.
  • Yarıyıl ve yaz tatillerinde uzun süreli kalma düzenlemesi.
  • Dini ve resmi bayramlarda dönüşümlü görüşme programı.
  • Çocuğun doğum günü ve özel günlerdeki düzenleme.

Kişisel İlişkinin Engellenmesi Halinde Yaptırımlar

Velayeti elinde bulunduran ebeveynin, diğer ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurmasını engellemesi hukuka aykırıdır. Bu durumda şu yaptırımlar gündeme gelebilir:

  • Velayet değişikliği davası: Kişisel ilişkiyi sistematik olarak engelleyen ebeveynin velayeti, TMK m.183 kapsamında diğer ebeveyne devredilebilir.
  • İcra yoluyla çocuk teslimi: Mahkeme kararıyla belirlenen görüşme düzenine uyulmaması halinde icra yoluna başvurulabilir.
  • Çocuğun kaçırılması hükümleri: Çocuğun diğer ebeveynden kaçırılması Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edebilir.

Kişisel ilişki hakkının kısıtlanması veya kaldırılması, ancak çocuğun bu ilişkiden zarar gördüğünün somut olarak ortaya konması halinde mahkeme kararıyla mümkündür. Aile içi şiddet veya istismar vakalarında uzaklaştırma kararı alınması halinde kişisel ilişki hakkının kullanımına ilişkin özel düzenlemeler yapılması gerekebilir.

Kişisel ilişki hakkının kapsamının belirlenmesinde çocuğun yaşı, eğitim durumu, ebeveynlerin yaşadığı şehirler arasındaki mesafe ve çocuğun sosyal çevresi gibi faktörler göz önünde bulundurulmaktadır. Mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesini her iki tarafın ve özellikle çocuğun ihtiyaçlarına uygun şekilde belirlemektedir.

Velayet Değişikliği

TMK m.183 uyarınca, boşanma kararıyla düzenlenen velayet, sonradan değişen koşullar nedeniyle yeniden düzenlenebilir. Velayet kararları kesin hüküm niteliği taşımadığından, çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde velayet değişikliği davası açılabilir.

Velayet değişikliğini gerektiren başlıca sebepler şunlardır:

  • Velayeti elinde bulunduran ebeveynin yaşam koşullarının olumsuz yönde değişmesi.
  • Çocuğun ihmal veya istismara maruz kalması.
  • Velayeti elinde bulunduran ebeveynin çocuğu diğer ebeveynden sistematik olarak uzaklaştırması.
  • Çocuğun idrak yaşına ulaşması ve diğer ebeveynle yaşamak istemesi.
  • Velayeti elinde bulunduran ebeveynin ağır sağlık sorunları yaşaması.

Velayet değişikliği davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise çocuğun yerleşim yeri mahkemesidir. Dava sürecinde mahkeme yeni bir sosyal inceleme raporu aldırır ve güncel koşulları değerlendirerek karar verir.

Tarafların velayet değişikliği konusunda anlaşmış olması süreci kolaylaştırsa da, mahkeme onayı her durumda zorunludur. Anlaşmalı velayet değişikliği süreci, çekişmeli davaya göre daha hızlı ve daha az yıpratıcı bir şekilde sonuçlanmaktadır. Sürecin detaylı işleyişi, gerekli belgeler ve protokol hazırlama aşamaları için Anlaşmalı Velayet Değişikliği Rehberi yazımızı inceleyebilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Aldatan eşe velayet verilir mi?

Aldatma (zina) tek başına velayetin reddedilmesi sebebi değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerleşik içtihadına göre, velayet kararlarında eşlerin boşanmadaki kusur durumu değil, çocuğun üstün yararı esas alınmaktadır. Aldatan ebeveynin çocuğun bakım ve gelişim ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılaması ve çocuğun bu ebeveynle yaşamasının yararına olması halinde, kusurlu eşe velayet verilebilmektedir.

Velayet her zaman anneye mi verilir?

Hayır. Türk hukukunda velayetin anneye verilmesine ilişkin mutlak bir kural bulunmamaktadır. Hakim, çocuğun üstün yararını esas alarak velayeti anneye veya babaya verebilir. Uygulamada küçük yaştaki çocuklarda “anne şefkatine muhtaç yaş” kriteri dikkate alınmakla birlikte, bu kriter kesin bir kural değildir. Annenin çocuğun bakımını yeterli düzeyde karşılayamadığı durumlarda velayet babaya verilmektedir.

Çocuğun görüşü velayet kararında ne kadar etkili?

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12 uyarınca, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendisini etkileyen konularda görüşünü ifade etme hakkı bulunmaktadır. Uygulamada genellikle 8 yaş ve üzerindeki çocukların görüşü mahkeme tarafından alınmaktadır. Ancak çocuğun tercihi tek başına belirleyici olmayıp, diğer faktörlerle birlikte değerlendirilmektedir.

Velayet kararı kesin midir, değiştirilebilir mi?

Velayet kararları kesin hüküm niteliği taşımaz. TMK m.183 uyarınca koşulların değişmesi halinde her zaman velayet değişikliği davası açılabilir. Çocuğun üstün yararının gerektirdiği durumlarda mahkeme, mevcut velayet düzenlemesini değiştirerek velayeti diğer ebeveyne devredebilir.

Ortak velayet Türkiye’de uygulanabilir mi?

TMK m.336/3, boşanma halinde velayetin eşlerden birine verilmesini öngörmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 2017 kararıyla ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı olmadığı belirlenmiştir. Halen kapsamlı bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, yabancı mahkeme kararlarıyla tanınan ortak velayet düzenlemelerinin tenfizi mümkündür.

Velayet davası ne kadar sürer?

Velayet davalarının süresi, davanın çekişmeli veya anlaşmalı olmasına, delil durumuna ve mahkemenin iş yoğunluğuna göre değişmektedir. Anlaşmalı velayet değişikliği davaları genellikle 1-3 ay içinde sonuçlanırken, çekişmeli velayet davaları 6 ay ile 1.5 yıl arasında sürebilmektedir. Sosyal inceleme raporu hazırlanması ve uzman görüşlerinin alınması süreyi uzatan başlıca faktörlerdir.

Velayeti almak için gelir düzeyi ne kadar önemli?

Ekonomik durum, velayet değerlendirmesinde dikkate alınan faktörlerden biri olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir. Yargıtay, salt ekonomik üstünlüğün velayet kararında belirleyici olamayacağını vurgulamaktadır. Velayetin verilmediği ebeveyne çocuk için iştirak nafakası bağlanarak ekonomik dengesizlik giderilebilmektedir.

Kişisel ilişki kurma hakkı engellenirse ne yapılabilir?

Velayeti elinde bulunduran ebeveynin kişisel ilişkiyi engellemesi halinde, diğer ebeveyn icra yoluyla çocuk teslimine başvurabilir, velayet değişikliği davası açabilir veya duruma göre ceza hukuku kapsamında şikayette bulunabilir. Kişisel ilişkinin sistematik olarak engellenmesi, Yargıtay tarafından velayet değişikliğini gerektirecek ciddi bir sebep olarak kabul edilmektedir.

Sonuç

Velayet davası, boşanma sürecinin en hassas boyutlarından birini oluşturmakta ve her bir vakanın kendine özgü koşulları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Türk hukuk sisteminde velayet kararlarının temelini oluşturan çocuğun üstün yararı ilkesi, hem TMK m.182 hem de BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.3 ile güvence altına alınmıştır.

Velayetin belirlenmesinde ebeveynlerin boşanmadaki kusur durumu, cinsiyeti veya ekonomik üstünlüğü tek başına belirleyici olmamaktadır. Mahkeme; çocuğun yaşı, gelişim durumu, ebeveynlerle olan ilişkisi, yaşam koşulları ve uzman raporlarını bir bütün olarak değerlendirerek çocuğun yararına en uygun kararı vermektedir.

Aldatma, ihmal, bağımlılık veya istismar gibi durumlar doğrudan velayet kararını etkileyebilecek faktörler olmakla birlikte, bu faktörlerin her birinin çocuğun yaşamına somut etkisi ayrıca incelenmektedir. Velayet kararının kesin hüküm niteliği taşımaması, koşulların değişmesi halinde yeniden düzenleme imkanı sunarak çocuğun yararının her aşamada korunmasını sağlamaktadır.

Velayet sürecinde doğru hukuki strateji belirlemek, çocuğun yararını korumak ve haklarınızı etkin biçimde savunmak için Aile Hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukattan profesyonel destek almak büyük önem taşımaktadır. Anlaşmalı boşanma yoluyla velayetin karşılıklı mutabakat ile düzenlenmesi, taraflar için en az yıpratıcı ve çocuk için en sağlıklı çözüm yollarından biridir. Boşanma sürecinde velayet, nafaka ve kişisel ilişki düzenlemesi gibi konuların bir bütün olarak ele alınması, çocuğun gelecekteki yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir.

Paylaş:
Av. Kazım İsmail Kazdal - Kurucu Avukat

Av. Kazım İsmail Kazdal

Kurucu Avukat

İstanbul Barosu Sicil No: 75389

İlk ve orta öğrenimini Rize'de tamamlamış, 2009 yılında lise eğitiminden mezun olmuştur. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Tarih Öğretmenliği Bölümünü kazanmış, 2015 yılında bu bölümden mezun olmuştur. İkinci üniversite eğitimi kapsamında Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenim görmüş ve 2019 yılında hukuk fakültesinden mezun olmuştur. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi diplomasını da almıştır. Avukatlık stajını tamamladıktan sonra kendi hukuk bürosunu kurarak serbest avukatlık faaliyetlerine başlamıştır. Başta özel hukuk alanları olmak üzere, mesleki çalışmalarını titizlik ve çözüm odaklılık ilkesiyle sürdürmektedir.

Bu Konuda Hukuki Desteğe mi İhtiyacınız Var?

Uzman avukatlarımız ile ön görüşme yaparak hukuki sürecinizi birlikte planlayalım.

Bize Ulaşın WhatsApp