Detaylı Açıklama
Malpraktis; teşhis, tedavi, müdahale veya sonrasındaki bakım sürecinde sağlık personelinin tıbbi standarttan sapması nedeniyle hastanın zarar görmesini ifade eder. Türk hukukunda özel bir “malpraktis kanunu” bulunmaz; sorumluluk, özel sağlık kuruluşları ve serbest hekimler yönünden sözleşme (vekâlet veya eser) ve haksız fiil hükümlerine, kamu hastaneleri yönünden ise idare hukukundaki hizmet kusuru esasına göre belirlenir.
Tazminat sorumluluğunun doğması için kusur, zarar ve illiyet bağının bir arada bulunması gerekir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadında, Adli Tıp Kurumu raporuyla “her türlü özene rağmen gelişebilen komplikasyon” olarak nitelendirilen sonuçlarda kusur bulunmadığı kabul edilmektedir (3. HD, E.2025/3166, K.2026/259).
Hukuki Dayanak ve Uygulama
Tıbbi zorunluluk taşıyan müdahalelerde hekim-hasta ilişkisi vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilir; hekim sonucu değil, özenli ifayı borçlanır (TBK m.506). Estetik amaçlı müdahalelerde ise ilişki eser sözleşmesidir ve hekim sonucu garanti eder (Yargıtay 6. HD, E.2024/2314, K.2025/1671). Bu nitelendirme farkı, ispat yükünü ve sorumluluğun kapsamını doğrudan etkiler.
Kamu hastanelerindeki zararlar için idari yargıda tam yargı davası açılır; özel sağlık kuruluşlarına karşı davalar tüketici mahkemesinde görülür.
Sık Karşılaşılan Durumlar
Uygulamada davaların kaderini çoğunlukla bilirkişi ve ATK raporları belirler. Raporun “komplikasyon” nitelendirmesi yapması hâlinde kusur sorumluluğu kural olarak doğmaz; ancak hasta riskler konusunda usulünce aydınlatılmamışsa, komplikasyonda dahi aydınlatılmış onam eksikliğinden kaynaklanan sorumluluk gündeme gelebilir. Bu nedenle dava dilekçesinde tıbbi hata ve onam eksikliği iddialarının birlikte ileri sürülmesi kritik önem taşır.